Buraya Ne İçin Geldim?
- 27 Mar
- 4 dakikada okunur

İnsan hayatının bir noktasında mutlaka bu soruyla karşılaşır:Ben neden buradayım?Hayatımın amacı ne?Sadece yaşayıp gitmek için mi varım, yoksa çağrıldığım daha derin bir anlam mı var?
Bu sorular zayıflığın değil, insan olmanın işaretidir. Çünkü insan yalnızca yaşayan bir beden değildir. İnsan, anlam arayan bir varlıktır. Sadece nefes almak, çalışmak, tüketmek, yaşlanmak ve ölmek için yaratılmamıştır. Kalbin derinliklerinde bunun böyle olmadığını bilir.
Tanrı bizi daha yaratmadan önce tanıyordu!
Kutsal Kitap bize çok güçlü bir gerçeği bildirir: Tanrı bizi tesadüfen yaratmadı. Biz daha doğmadan önce O bizi biliyordu. Çocukluğumuzun en küçük anları, öfkemiz, kırgınlığımız, korkularımız, isyanlarımız, yalnızlıklarımız O’ndan gizli değildi.
Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni.
Doğmadan önce seni ayırdım,
Uluslara peygamber atadım.”
Yeremya 1:5
Biz büyürken, düşerken, yanlış yaparken, hayatı anlamaya çalışırken O hep oradaydı. Okul yıllarında, meslek seçimlerinde, hayal kırıklıklarında, kayıplarda, korkularda ve içimizden yükselen o acı sorularda da O yanımızdaydı:
“Tanrım, neden buna izin verdin?”“Neden bu benim başıma geldi?”“Bütün bunların anlamı ne?”
“Neden Ben evlenemiyorum?”
Bu sorular günah değildir. Aksine, çoğu zaman insanın yüzeyden derine inmeye başladığının işaretidir.
İnsan neden anlam arar?
Dikkat edersek görürüz: İnsan sadece hayatta kalmak istemez; aynı zamanda yaşadığının bir anlamı olsun ister. Bu çok önemlidir. Çünkü anlam arayışı, insanın yalnızca biyolojik bir varlık olmadığını gösterir. Eğer hayat yalnızca güçlü olanın ayakta kaldığı bir mücadeleden ibaret olsaydı, adalet, merhamet, hakikat, bağışlama ve sonsuzluk gibi kavramların içimizde bu kadar güçlü yankılanmasının bir açıklaması olmazdı.
İnsan neden barışı özler?Neden adaletsizlik onu rahatsız eder?Neden ihaneti yanlış, sevgiyi doğru hisseder?Neden ölüm karşısında sadece kayıp değil, aynı zamanda “Daha fazlası olmalı” duygusu yaşar?
Çünkü insan, Tanrı’nın suretinde yaratılmıştır. İçimizdeki bu özlem, başka bir dünyaya, daha yüksek bir düzene, daha gerçek bir hayata işaret eder.
Burada kötülük için bulunmuyoruz
İnsanın varlığının amacı ne olursa olsun, bir şey açıktır: Burada birbirimizi ezmek, kandırmak, yok etmek ve sömürmek için değiliz.
Savaşlar, yalanlar, hırsızlık, zulüm, ihanet, adaletsizlik… Bunların hiçbiri insan varoluşunun gerçek amacı olamaz. Dünya bunlarla dolu olabilir, ama bunların normalleşmiş olması onları doğru yapmaz.
İnsanlığın tarihi bize acı bir şey gösterir: İnsan, Tanrı’dan uzaklaştığında kendi iradesini mutlaklaştırır. O zaman güç haklı sayılır, yalan araç haline gelir, başkası bir tehdit gibi görülür ve vicdan susturulmaya çalışılır. Fakat yine de insan yüreği tam anlamıyla susmaz. İçimizin derininde bir ses bize hâlâ şunu söyler:
“Böyle olmamalı.”
İşte o ses önemlidir. Çünkü o ses, Tanrı’nın ahlâk düzenine dair bir tanıklıktır.
Vicdan neden var?
İnsan bazen dışarıdan güçlü görünür, ama içten içe suçluluğu bilir. Herkes aynı şekilde ifade etmese de vicdanın sesi evrenseldir. Çünkü insan sadece eylem yapan bir varlık değil, aynı zamanda yaptığı şeyin hesabını içinde taşıyan bir varlıktır.
Birine yalan söylediğimizde, haksızlık yaptığımızda, sevgisiz davrandığımızda, sadece dışarıda bir olay yaşanmaz; içimizde de bir şey kırılır. Bu nedenle insan, özellikle ölüm tehlikesi, hastalık, kayıp ya da çaresizlik anlarında çoğu zaman Tanrı’ya yönelir.
Kaç kişi zor anlarda şöyle dua etmiştir:
“Tanrım, yardım et!”“Beni kurtar!”“Günahlarımı bağışla!”
Neden? Çünkü insan ruhu bilir: Sorunlarımız yalnızca dış koşullar değildir. Vicdanımızın körelmesidir. En derin sorunumuz, Tanrı’yla ilişkimizin bozulmuş olmasıdır.
Günah sadece yanlış davranış değildir
Hristiyan inancı günahı yalnızca kötü işler listesi olarak görmez. Günah, insanın Tanrı’dan kopmasıdır. Kendi iradesini Tanrı’nın iradesinin yerine koymasıdır. “Ben kendi yolumda yürürüm” demesidir. Ademden beri herkesin Pusulası şaşmıştır.
İşte bu yüzden dünyada yalnızca acı değil, aynı zamanda suçluluk da vardır.Ve bu yüzden insan yalnızca rahatlama değil, bağışlanma da arar.
Bağışlanma ihtiyacı çok derin bir gerçeğe işaret eder:Eğer gerçek suçluluk varsa, gerçek adalet de vardır.Eğer gerçek adalet varsa, nihai Yargıç da vardır.Ve eğer Yargıç varsa, O’nun önünde hesap verecek olan da biziz.
Bu düşünce ürkütücü gelebilir. Ama müjde tam burada parlar.
Benim için Vicdan Yasa’dır Yargıç ise Tanrı’dır
İyi Haber: Yargılayan Tanrı aynı zamanda kurtaran Tanrı’dır
İnsan kendi çabasıyla kendini tamamen aklayamaz. Geçmişini silemez, vicdanını kendi gücüyle arındıramaz, içindeki karanlığı kendi elleriyle söküp atamaz. Bu yüzden insanın kurtarıcıya ihtiyacı vardır.
Hristiyanlığın merkezinde ahlâk dersi değil, Mesih’in kurtarıcı işi vardır.İsa Mesih bu dünyaya yalnızca güzel sözler söylemek için gelmedi. O, günahkârları kurtarmak için geldi. Çarmıhta bizim suçumuzu yüklendi, ölümün gücünü kırdı ve dirilişiyle yeni yaşamın kapısını açtı.
Bu yüzden insanın “Buraya ne için geldim?” sorusunun en derin cevabı şudur:
Tanrı’yı tanımak, O’na ait olmak, O’nun yüceliği için yaşamak ve Mesih aracılığıyla sonsuz yaşama kavuşmak için buradasın.
İçimizdeki barış ve adalet özlemi boşuna değil
İnsanlık, şiddetin olmadığı, adaletin egemen olduğu, kimsenin kimseyi ezmediği bir dünya hayal eder. Bu hayal Ütopya değildir. Bu, Tanrı’nın Egemenliği’ne dair silinmemiş bir hatıradır sanki. Kalbimiz, henüz tam görmediği ama ait olduğu düzeni özler.
Biz ateşkes değil, gerçek barış isteriz.Geçici rahatlama değil, adalet isteriz.Şüpheyle dolu bir düzen değil, güven isteriz.Korkuyla örülmüş bir hayat değil, sevgiyle kurulan bir yaşam isteriz.
Bu özlem, bizi Mesih’e götürür. Çünkü gerçek barış yalnızca O’ndadır. Dünya güvenlik sistemleriyle, kilitlerle, duvarlarla, kameralarla, kanunlarla ayakta kalmaya çalışır. Ama insan yüreğini değiştiremez. Yalnızca Tanrı’nın lütfu insanı içeriden yenileyebilir.
Tanrı yüreğinizden geçen her şeyi bilir.
İnsan bir hayvandan daha fazlasıdır
Bugünün dünyasında insanı yalnızca biyolojik bir varlık gibi açıklamaya çalışan birçok anlayış var. Ama insan bundan fazlasıdır. Bir hayvan sonsuzluğu sorgulamaz. Bir leşin karşısında durup “Ölüm son söz olmamalı” diye feryat etmez. Adaletin eksikliğini bir mahkeme duygusuyla yaşamaz. Düşmanını sevmek gibi doğaya aykırı görünen bir çağrıyı yüreğinde yücelik ile aramaz.
Ama insan bunları yapar. Çünkü insanın içinde sadece içgüdü değil, ruh da vardır.İnsan ölünce yalnızca bedeni toprağa dönmez; aynı zamanda sonsuzluk sorusu da önüne gelir.
İsa Mesih’in sözleri dünyadaki sıradan mantığın çok ötesindedir:
“Ardımdan gelmek isteyen, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin.”“Düşmanlarınızı sevin.”“Size zulmedenler için dua edin.”
Bu sözler yalnızca etkileyici ifadeler değildir; bunlar gökten gelen yaşamın işaretleridir. İnsan doğası kendiliğinden bu şekilde yaşamaz. Böyle bir hayat, Kutsal Ruh’un imanla yüreklerimizde filizlenir.
Ve işte tam bu nedenle, daha iyi bir yaşamı hayal edebilmen, adaleti özlemen, bağışlanmayı araman ve gerçeğe susaman çok değerlidir. Bu, senin yalnızca maddeden kendi kendine bir varlık olmadığını gösterir. Kalbin Ve Ruhun Tanrı için yaratılmıştır.
Sonuç: Buraya ne için geldim?
Bu sorunun Hristiyan cevabı nettir:
Sen tesadüfen burada değilsin.Sadece tüketmek, çalışmak, çoğalmak, mücadele etmek ve ölmek için yaratılmadın.Tanrı seni tanısın diye değil, zaten tanıdığı için yarattı.Seni sevsin diye değil, sevgisiyle çağırdığı için yaşatıyor.Ve seni Mesih’te kurtarılmış bir yaşama davet ediyor.
Buraya gelişinin amacı yalnızca bir kariyer kurmak, rahat yaşamak ya da iz bırakmak değildir.Asıl çağrın, Tanrı’yla barışmak, O’nun gerçeğinde yürümek ve Mesih’in ardından gitmektir.
Bugün belki hâlâ soruların var. Belki geçmişin ağır. Belki vicdanın yüklü. Belki hayatın yönünü kaybetmiş gibisin. Ama Rab’bin çağrısı hâlâ açık:
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm.” Matta 11:28
Çünkü insanın en derin sorusunun cevabı bir fikir değil, bir Kişi’dir.O Kişi de İsa Mesih’tir.



Yorumlar